Rockefeller Tıbbının mutemetlerinin vazgeçilmezi: Kızamık

Kızamık.
Kızamık.

Kendisi de bir Fabian olan, meşhur Dr. George Bernard Shaw: “Aşı gibi bir barbarlığı mümkün kılan, sıradan pratisyen hekimlerin aşılama hatalarıyla desteklenen, halkın doğal cehaletinden başka hiçbir şey değildir... Hastanın kan tahlillerinin önceden tafsilatlı bir şekilde incelemeden yapılan enjeksiyon, tedavi edici veya önleyici olduğu kadar tam bir adam öldürme de olabilir. Aşılama ise, cinayete teşebbüsten başka bir şey değildir. Yetenekli bir bakteriyolog, çocuğunun kolunu kesmeyi ve faraşın içindekileri yaraya süpürmenin aşılama ile aynı şey olduğunu düşünür.”

Mutemet

İnternetin olmadığı zamanlarda maaşlar Ziraat Bankası’na yatırılır, ilgili kurumun mutemet (îtimât edilen) memuru, bankadan aldığı maaşları getirir, maaş günü personele dağıtırdı, bunun için de her memurdan belli bir yüzde alma hakkı vardı, ayrıca ödenemeyen kuruşlardan da epeyce bir para edinirdi. Hah işte Rockefeller Tıbbının (RT) da akademik ortamlarda böyle mutemet elemanları vardır. Bunların içinde kaâle alınması gereken en mühimleri, ecnebilerin skeptik dedikleri David Gorski ve Steven Novella’dır. Ülkemizdekilerin ismini bile anmaya değmez, çünkü oturup doğru dürüst bir yazı bile yazamaz, yazılarımıza cevap bile ver(e)mezler. Belki Hawai’deki çocuk enfeksiyoncusu hanımefendi yazar da, bize de cevap hakkı doğar.

Bir de bu mutemetlerin kullandığı belli mutemet argümanlar vardır. Bunların başında da meşhur ‘kızamık’ ve ‘toplum bağışıklığı’ gelir.

Çünkü kızamık, yüksek ateş ve bariz bir döküntü yapar. Günümüzün ‘ateş’ten deli gibi korkan anneleri ve her ateşi olan çocuğa antibiyotik yazan doktorları için çok iyi bir öcüdür yani...

Toplum bağışıklığı

Toplumun belirli bir nispeti bir hastalığa karşı bağışıklanmışsa (dikkat, aşılanma ile aynı şey değil), o topluluğun geri kalan fertleri de böylelikle enfeksiyondan korunmuş olmaktadır.

RT’nın mutemetlerinin en sık kullandığı, korkutma ve hatta suçlama taktiğidir ve elbette doğru değildir. Aşısızların aşılılarca oluşturulmuş toplum bağışıklığına bir nevi “parazitlik” yaptıkları ve diğer herkesi tehlikeye attıkları salakça (affedersiniz ama bilimle ilgisi olmadığı için böyle söylemek zorundayım) söylenmektedir.

Toplum bağışıklığı (herd immunity) tabiri ilk defa A.W. Hedrich tarafından 1933'te Boston bölgesinde, 1900 ve 1930 yılları arasındaki kızamık epidemiyolojisi için kullanılmıştır. Çocuklarda kızamık geçirenlerin oranı %68'e çıktığı zaman salgınların durduğunu tespit etmiştir.

Klasik aşılarla toplum bağışıklığı, bilhassa adjuvanlardan kaynaklanan aşıların genel sorunları sebebi ile temin edilemez.

Şâyet aşılar doğal bağışıklık kadar etkili olsa idi, bu durumda %68'lik bir aşılama oranı ile salgınların önlenilebilmesi gerekirdi. İşte bu sebeple mutemet elemanlar devamlı herkesi aşılamaya çalışırlar ki karşılaştırmalı çalışma yapılabilecek sıhhatli kimse kalmasın, ne kadar bilimsel değil mi dostlar?

Bunun şahane bir örneği de artık dünyaca meşhur olan Dr. Anders Tegnell sayesinde, toplum bağışıklığının Sar-Cov-2 sürecinde kendiliğinden ortaya çıkacağını iddia eden ve bunu yaşayarak ortaya koyan İsveç örneğidir. Esasen aynı şeyi İngiltere’de Boris Johnson da yapmaya kalktı, ama adamcağız neredeyse bunu canı ile ödeyecekti.

Müteveffa sır Graham Selby Wılson

‘Esasında yıllardır virüsler nedir, D’herrelle’in bakteriofajları keşfinden sonra RT virüsleri nasıl manipüle etti, replicable-transmissible proteinler (mesela amiloid), bunların RNA ile RNA’nın hücresel mekanizmalarla, eksosomlarla alâkası nedir’ gibi konuları anlamaya çalışırken tevâfuk, dünyaca meşhur, 1929’da yazdığı mikrobiyoloji ders kitabı hâlâ okunan Dr. Wilson ile müşerref oldum.

Aşılar doğal bağışıklık kadar etkili olsa idi, bu durumda %68’lik bir aşılama oranı ile salgınların önlenilebilmesi gerekirdi. İşte bu sebeple mutemet elemanlar devamlı herkesi aşılamaya çalışırlar ki karşılaştırmalı çalışma yapılabilecek sıhhatli kimse kalmasın, ne kadar bilimsel değil mi dostlar?
Aşılar doğal bağışıklık kadar etkili olsa idi, bu durumda %68’lik bir aşılama oranı ile salgınların önlenilebilmesi gerekirdi. İşte bu sebeple mutemet elemanlar devamlı herkesi aşılamaya çalışırlar ki karşılaştırmalı çalışma yapılabilecek sıhhatli kimse kalmasın, ne kadar bilimsel değil mi dostlar?

Kızamığın ehemmiyetini anlattığı konuşmasında, muhtemelen kendisinden önceki nesilden olan ve meşhur anti-vaccinist bilim adamı Charles Creighton’ın da tesiri ile kızamığın, çiçek aşısından evvel hafif bir hastalık olduğunu, yaygın çiçek aşılamasından sonra önem kazandığını, yine de diğer enfeksiyon hastalıkları gibi 20. asrın ortalarına doğru dramatik bir şekilde mortalitesinin azaldığını, İngiltere’de mortalitenin milyonda 318’den milyonda 2’ye indiğini belirtiyor. İlginç, size ne öğretiyorlar? Mortalitesi (ölümcüllüğü) 1.000’de 2 miydi?

Hiç Sir Wilson’un adını duymuş muydunuz, duyamazsınız, çünkü alanında en iyilerden, meşhur Medical Research Council’in müessir üyelerinden birisidir ve sırf onu ikna edemedikleri için İngiltere’de kızamık aşısı bir türlü mandatory hâle getirilememiştir. Wakefield hâdisesi ile de kızamık aşı oranları bu ülkede hep düşük kalmıştır. Bütün bunları 2017 tarihli ‘The spectre of controversy: measles vaccination and the British state’ başlıklı doktora tezinden okuyabilirsiniz.

Toprağı bol olsun, Sir Wilson’un diğer kitabı ‘Hazards of Immunization-Aşılamanın Tehlikeleri’nde daha o zaman aşılardaki toksinlerden, kirleticilerden bahsetmiş olmasına ne demeli!

Unutmadan, enfeksiyon hastalıklarının mortalitesinin 20. asrın ortalarına kadar, yani aşıların yaygın uygulanmasından daha evvel (polio aşısı 1954, kızamık aşısı 1963) fevkalade düşüş gösterdiğini pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/11099582/ adresinden teyid edebilirsiniz.

Mottomuz ne idi ‘Aşılar hayat kurtarır.’ Kim söylemiş, hatırlamıyorum…

Saul Krugman ve Willowbrook çalışması

Esasında bu konuda kitap yazmak lâzım ama kısaca hatırlatmalıyım, çünkü ihtisasa başladığımda enfeksiyon hastalıklarını öğrenmek için aldığım kırmızı kaplı kitap ‘Krugman’ hâlâ aklımda. Meğer bu adamcağız şöhretini her türlü ahlâkî değeri hiçe sayarak, engelli çocuklar üzerinde kızamık ve hepatit aşılarını 14 yıl çalışması ile elde etmiş iyi mi?

Kızamık, yüksek ateş ve bariz bir döküntü yapar. Günümüzün ‘ateş’ten deli gibi korkan anneleri ve her ateşi olan çocuğa antibiyotik yazan doktorları için çok iyi bir öcüdür yani...
Kızamık, yüksek ateş ve bariz bir döküntü yapar. Günümüzün ‘ateş’ten deli gibi korkan anneleri ve her ateşi olan çocuğa antibiyotik yazan doktorları için çok iyi bir öcüdür yani...

Ülkemizde yoğun bakım gerektiren kızamık vakaları ve sığınmacılar

Kızamık hakkında çok okudum, yazmak istediğim pek çok şey var, ama maksadımız ahaliyi haberdâr etmek, ukalalık değil.

Yeni yayınlanmış bir makalede, Şanlıurfa’da 2019 yılının ilk altı ayında (neden sadece ilk altı ay, hakem bu soruyu sormuş mudur sizce?) çocuk yoğun bakım ünitesinde yatarak takip edilen 14 hasta olmuş, bunların beşi yabancı, tamamı aşısız, onbiri aşı takvimine göre aşısız (<1y), tamamı klinik bulgu ve serum kızamık IgM seviyesinin artışı ile teşhisi konulmuş. Hastaların ikisi engelli, biri ağır kalp hastası, biri ağır malnutrisyon (beslenme yetmezliği), biri ise albinizm yani primer immün yetmezlik, ölen sadece iki hasta var ve bunlar da ağır malnutrisyonulu ve albinizmli çocuklar.

Yani neymiş, altta yatan bir primer ve/veya sekonder immün yetmezliği olan hastalar ağır hasta oluyor ve bunların bile küçük bir kısmı ölüyormuş, yani evrim mantığı ile güçlü olan yaşıyormuş, değerli evrimci kardeşim.

  • Aşı felsefesinin kökeni Frankenstein mı?
  • İngilizcenin büyük şairi John Milton’un ‘Kayıp Cennet’ şiirinden aldığı ilhamla İlâhî otoriteye, dine karşı gelen ‘Frankenstein’ı yazan Mary Shelly, çiçek aşısının babası Edward Jenner ile aynı dönemde yaşamıştı ve Toygar Akman’ın ‘hayal bilim’ dediği, fakat inatla kurgu-bilim diye tercüme edilen science-fiction böylece ortaya çıktı. Hemen ardından meşhur (bazıları öjenik, çoğu Fabian) Jack London, H.G. Wells, Jules Verne, Aldous Huxley, George Orwell, onu ve fikirlerini takip etti.
  • Bütün bu kişilerin Darwin ile bir şekilde alâkasının ve/veya akrabalığının olması da bahs-i diğer.
  • Yine bir Fabian olan, meşhur George Bernard Shaw’ın adı geçenlerin zıddına, aşı hakkındaki şu görüşünü de zihni berrak olup, el-ayak-ağız hastalığı resimlerini kızamık diye pazarlayan big pharmaya mutemetlik yapmayan meslektaşlarıma hatırlatmalıyım:
  • “Aşı gibi bir barbarlığı mümkün kılan, sıradan pratisyen hekimlerin aşılama hatalarıyla desteklenen, halkın doğal cehaletinden başka hiçbir şey değildir... Hastanın kan tahlillerinin önceden tafsilatlı bir şekilde incelemeden yapılan enjeksiyon, tedavi edici veya önleyici olduğu kadar tam bir adam öldürme de olabilir. Aşılama ise, cinayete teşebbüsten başka bir şey değildir. Yetenekli bir bakteriyolog, çocuğunun kolunu kesmeyi ve faraşın içindekileri yaraya süpürmenin aşılama ile aynı şey olduğunu düşünür.”
  • Adamcağızda Sir Wilson gibi hâlâ Allah korkusu varmış yani...